Blogger Template by Blogcrowds

08 Mayıs 2009 Cuma

"Kitap Şenliğinin Ardından"

 Kurucu üyelerinden Hüseyin hoca'nın anlatımıyla Mektep Eğitim Derneği'nin 2. Çocuk kitapları Şenliği.

Kitap merkezdi bizim için. Kitap okumanın yük olarak algılandığı bir günde, kitap şenliği de yüktü kimi zihinlerde. Ama “olsun”du, mademki sonunda insan vardı o halde yapılmalıydı.
 
Çocuklar vardı, gönüllerince seçebiliyorlardı, “gerçi geçen senede almıştım kaç kere okudun” gibi garip itirazlar vardı ama yine de seçiyorlardı. Bizim zamanımızda yoktu öyle seçip - beğenip almak. Babamız alırsa bir peygamberler tarihi ince ince 18-22 kitap, yaz tatillerinde itina ile okunurdu defalarca. Ama işte vardı çocuklar için açılmıştı, sadece çocuklar… Hem de rengârenk… Bir de ablalar abiler vardı onlar da rengârenk, hepsinin dağarcığında birbirinden güzel onlarca kitap ile.

Mekân Sultanbeyli’ydi. İstanbul’da Anadolu kokan yani. Ve burada yapılacak en zor iş kitap şenliği yapmaktı. Ee herkes alışmıştı kermeslere falan, bu kitap şenliği de neyin nesiydi. Hem de çocuk kitapları şenliği.
Şöyle bir göz ucuyla baktılar önce, bir iki gidip geldiler önünden. Sonra merak saikiyle girdiler içeri boyacı çocuklar. ‘Oğlum bunlar hep çocuk kitabı’ diyenler oldu, Mızraklı İlmihal yok mu diyenler de. En güzeli çocuk CD’lerinin çalınmasıydı. Ufaklıklar aşırdıkları çizgi film CD’lerini arka mahallede 50 kuruştan satıyordu. Yok yok gocunmadık, olsun çadıra girip kitapları göz ucuyla süzdüler ya. Amacımıza ulaştık. Nasıl olsa bir daha gelecekler, bir daha. En sonunda kitapları olacak, önce yürekleri kitapla dolacak, sonra hayalleri. Kirpiklerinin ucundan süzülecek tüm güzellikleri, sonra yeni bir umut büyüyecek artları sıra.
Valla ne yalan söyleyeyim para kazanmadık, böyle bir amacımız da yoktu ya. Bizi sevdiler, daha ne kazanalım. Perihan uğruyordu mesela, şu gece on ikilere kadar tartıcılık yapan on yaşındaki kız. Teşekkür almıştı birinci dönem belli ki bir kitap hediyesi bekliyordu, verildi. Sonra Şaban vardı boyacı olan 13 yaşında. Hasan ve Fatih’le geliyordu. Onlar kitabı sonraları fark ettiler, ilk gördükleri girişte ablalarının pasta-börekleriydi.

Sonra Mehmet Abimiz vardı, sosyolog.  Her zaman oradaydı, gören sosyal analizler yaptığını sanacaktı ama o kitap kolilerini taşımakla, kitapları sergilemekle meşguldü. Eh sosyolojik analizlerini yorgun argın gördüğü rüyalarda yapacaktı artık. Bir de Canip Başkan… Adı yetiyordu. Ablalar, ağabeyler, yağmurda ıslanan koliler, yeni yeni umutlarla bezeli heveskârlar. Hâsılı herkes orada, herkes gönüllü.


Umuttu bizi taze tutan her baharda. Okuyacak bir nesil oluşmalıydı ve değişmeliydi… İnanıyorduk bugünün kazası olmayacaktı, yapılacak çok şenlik vardı. Henüz iki adım atmıştık, adımlarımız küçüktü, gereksiz değildi, inanıyorduk. Her adımda ibadet şuuru olacaktı, dua böyle kabul olacaktı.
İmanımız oldukça imkânımızda olacaktı, biliyorduk.
MEKTEP EĞİTİM DERNEĞİ

21 Nisan 2009 Salı

Skandal:Edebiyat tarihine geçecek sahtekârlık



Yayın ve edebiyat dünyası eşi görülmemiş bir skandala sahne oldu.


Nazan Bekiroğlu'nun Yûsuf ile Züleyha adlı kitabını kendi adıyla yayımlayan Şenol Koray Sakınmaz, 'Kitabımı çaldılar.' diyerek Bekiroğlu ve yayımcısı Timaş Yayınevi aleyhinde dava açtı.
Yayın ve edebiyat dünyası bugünlerde eşi görülmemiş bir skandalla çalkalanıyor. Bu kez skandalın adı korsan ya da intihal değil, kopya kitap. Şenol Koray Sakınmaz adlı bir kişi, günümüzün usta yazarlarından Nazan Bekiroğlu'nun 2000 yılında yayımladığı ve bugüne kadar 27 baskı yapan Yusuf ile Züleyha adlı kitabını 2006 yılında 'Züleyha' ismiyle ve kendi imzasıyla yayımlamış. Sakınmaz'ın kurduğu Akademi Kültür ve Sanat Yayıncılık'tan çıkan kitabın künyesinde Akademi ve Minik Serçe yayınevlerinden bugüne kadar beş baskıda 50 bin adet basıldığı yazıyor.

Skandalı geçtiğimiz günlerde yayıncısı Timaş'a gelen bir ihbar üzerine öğrenen Nazan Bekiroğlu, tam anlamıyla bir şok yaşadı. Olayı araştıran Timaş Yayınları'nın avukatları, Şenol Koray Sakınmaz'la görüştü. Bu görüşmede Sakınmaz, avukata 'nasıl böyle bir hata işlediğini anlamadığını, helalleşmek istediğini ve kul hakkına tecavüzden çok korktuğunu' söyleyerek konunun sulh yoluyla çözülmesini istedi. Ancak bu görüşmenin ardından Sakınmaz, 'kendi kitabını çaldıklarını' iddia ederek Timaş Yayınları ve Nazan Bekiroğlu aleyhine dava açtı. Bu dava ile Timaş yetkilileri ve Bekiroğlu ikinci bir şok yaşadı. Timaş Yayınları da açılan davaya karşı davayla karşılık verdi. Şenol Koray Sakınmaz açtığı davada Yusuf ile Züleyha'yı 1999 yılında yayıma hazırladığını ve Bakırköy 13. Noterliği'nden tasdik ettirerek yayınevlerine gönderdiğini iddia ediyor. Fakat iddia ettiği gibi eserin noterden tasdikli bir sureti dava dosyasında bulunmuyor.

Sakınmaz'ın sabıkası kabarık

Yayın dünyasını yakından takip edenler Şenol Koray Sakınmaz ismine yabancı değil. Sakınmaz yine bir ilke imza atmış ve gazetelere tiyatro oyuncusu Şahnaz Çakıralp'in kendi bastığı Çıplak Ayakla Yürümek adlı kitabıyla ilgili olarak 'satmayan kitap' ilanı vermişti. Çakıralp de kitap basıldıktan sonra Sakınmaz'ın kendisine ödemede bulunmadığını, yapacağı suç duyurusundan haberdar olup böyle bir yola başvurduğunu söylemişti. Aynı yayınevinden çıkan 'Kedi Yürüyüşü' adlı kitabın yazarı Derya Aydın da 'Kedi Yürüyüşü'nün üzerindeki bandrollerin başka bir kitap için alındığını öğrenmiş; bu durumu ortaya çıkarmasının ardından tehdit aldığını söyleyen yazar da Sakınmaz hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu.

Öte yandan Şenol Koray Sakınmaz'ın http://senolkoray.com adresli internet sitesindeki biyografisi de çelişkili ifadelerle dolu. Sakınmaz biyografisinde TED Koleji'nde eğitim gördüğünü ve İstanbul ve Boğaziçi üniversitelerinde öğretim üyeliği görevinde bulunduğunu iddia ediyor. TED Koleji böyle bir öğrencinin kayıtlarında yer almadığını söylüyor. YÖK kayıtlarında da Şenol Koray Sakınmaz adında bir doçent mevcut değil. Sakınmaz ayrıca Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) üyesi olduğunu iddia ediyor. TYB yetkilileri de böyle bir üyenin kayıtlarında bulunmadığını söylüyor. Bu iddiaları sormak için aradığımız Akademi Kültür Sanat Yayıncılık'ın telefonları cevap vermedi. Ayrıca kitapların üzerinde yer alan internet sitesi de aktif değil. Kopya kitabın üzerinde adı yazan Alfa Kitap da bu dağıtımı gerçekleştirmediklerini ifade ediyor.

'Yayıncılık alanında denetim sıklaştırılmalı'

Timaş Yayınları Genel Yayın Editörü Emine Eroğlu, bu olayda irdelenmesi gereken önemli meseleler olduğunu söylüyor. Eroğlu'na göre Türkiye'de yayınevi kurmak çok kolay. Birçok kişinin yayınevi kurup insanları mağdur edip ortadan kaybolabildiğine dikkat çeken Eroğlu, "Bir adam çalışan kadrosu bile olmadan bir yayınevi kuruyor, bir kitabı hırsızlama alıp basabiliyor." diyor. Nazan Bekiroğlu'nun böyle bir olayla muhatap olmaktan çok rahatsız olduğunu dile getiren Eroğlu, "Türkiye'de davaların uzun sürmesi ve çamur atıldığında izinin kalması tehlikesi bile onu incitiyor." ifadelerini kullanıyor. Eroğlu, yayınevleri ve bandrol konusunda gerekli düzenlemeler yapılmadığı takdirde Reşat Nuri Güntekin veya Oğuz Atay gibi ünlü isimlerin romanlarının bile başka bir kişinin adıyla yayımlanma ihtimali olduğuna dikkat çekiyor. Uzun yıllardır yayıncılık dünyasının içinde olan Eroğlu, böyle bir olayı ilk kez yaşadığını ifade ediyor.
kaynak : timeturk.com

Nazan Bekiroğlu'nun kitabı                                                                                                     ve sahtesi


Buyur burdan yak. Ne tuhaf insanlar var anlamıyorum. Allah akıl fikir versin, ıslah etsin.
Nazan Bekiroğlu çok sık  olmasada severek okuduğum bir edebiyatçı. Hattizatında sevilen ve okunan bir yazar. Anlaşılan o ki bazı uyanık geçinen insanlar onun emeğini çalarak kazanç sağlamak bedbahtlığında bulunmuş ve üç yıldır da bunu kimseye çaktırmamış. Çalıntı kitap üç yılda beş baskı yapmış. Ama nasıl bir ahlaksızlıktır, nasıl bir ilkesizliktir, nasıl bir dibe vurmuşluktur anlamakta güçlük çekiyorum. Korsan kitap satanlara rahmet okutturacak nerdeyse. Onlar hiç değilse yazarının ve yayınevinin adını basıyorlar korsanda olsa.(yanlış anlaşılmasın tabi ki korsan kitap satışı da tasvip edilemeyecek kötü bir şey)

Mevzubahis kitabı bir kaç yıl önce okumuş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki Nazan Bekiroğlu'nun tarzını ve uslubunu hissettiren bir eser. Bazı kitaplarına göre(Nun Masalları mesela) daha sade yazılmış olması bu durumu değiştirmiyor.

26 Şubat 2009 Perşembe

hayy aksi


marmara fm'i dinleyenler, o güzel fragmanlarını da dinlemişlerdir muhakkak. işte o fragmanları kaleme alan Esra Elönü bu fragmanlarda dinlediğimiz yazılarını(şiir de diyebiliriz) bir kitapta toplamış. kitabın adı "hayy aksi". henüz kitabı görme fırsatım olmadı ama
marmara fm de beğenerek dinlediğim fragmanları toplu halde görmek fena olmaz. yalnız; müzikten ari salt metinler aynı etkiyi bırakır mı bilmiyorum. zira fragmanlarda metinlere, aynı güzellikte müzikler eşlik ediyordu. bu protest fragmanların el akılda kalan kahramanı feride'dir zannerdersem.

"Feride, savaşta mızıka çalan kız...

Cenaze arabalarının arkasına takılan saçları var...

Yürürken topal kahkahalar atıyor hatta kalan kötülüklerin üzerine...

Kısa film gibi çekiliyor canı tek karede...

Akşam yemeğinde sürekli eksilen tabakların sebebini bilmiyor belki de...

Bir mızıkası var kurşunla çalışan kanla yağlanan ve dişleri yaralanmış cep tarağıyla ölmemiş çocukların saçlarını tarayan elleri var.

Toplama kampına annesiyle giden ve ölüm müsameresinde midesi alkış tutan kız Feride...

Bir deri bir kemik kalan düşleri var...

Atının ayağına konserve kutusu bağlayarak düşmanın dikkatini dağıtan zekası var...
Çok garip bir kız feride.
Çok garip kız...
Feride, savaşta mızıka çalan garip kız...

Dünyanın burnuna kaçıyor bombalar ve tek hapşırıkta ölüyor Feride...
Bit taraması yapıyor silahlar ve yoklama sonrası eve ölü gönderiliyor çocuklar...

Veli toplantısı yapıldı Feride, özgürlüğün zayıf; beden dersinde iyi kaçamıyormuşsun kurşunlardan,
müzik dersinde sela sesleri fışkırıyormuş beslenme çantanızdan...

Veli toplantısı yapıldı Feride!
Özgürlüğün zayıf...

Feride atlara kahkül kesen kız...
Cennet fakültesine giden diğerlerinin haritası...
Dizleri çamurdan pastalı...
Askerlerin köpekli saçlarına kemikli şampuanlar düşünen kız...

Savaş çok saçma...

Mızıkma sesleriyle mızıka çaldı Feride.
Kavuniçi karpuzları oyan çekirdeksiz bir çocukluğu var Feride'nin...

Saçı da uzun aklı da...

Savaş kaçta bitecek ona göre giyinecek feride plastik kefenini ve ona kadar sayıp kaçacak mızıkasıyla..

Ölüm burada rafadan...
Ölüm burada rafadan...

Gökten üç bomba düştü;
Biri ateş satan kibritçi kızın başına,

Diğeri tankların torpido gözlerini oyan Feridenin mızıkasına...

Üçüncüsü elinde kaldı dünyanın...

Bilmem ki alıcısı çıkar mı bu vicdansızlığın...

***********************************

Hayat bilgisi pekiyi.
Hayatta kalma süresi sıfır.
Bu karne, cephaneye çevirir Gazzeli çocukların yüzünü
Bu karne, kırık kollu çocukların en sağlam notlarıyla yerde...
Öğretmenim bugün okula gelecek çocuğum yok
Bugün zil geç çalsa
Annem daha geç öğrense öldüğümü
Onu bensilikle oyalasanız
Onu ben varmışım gibi yanında
Okul sokağından hüzünsüz yollasanız.."

kitabın künyesi:

Hayy Aksi
Esra Elönü
Selis Kitaplar;
Türkçe Denemeler, Günlük Yazılar
İstanbul, 2009, 160 sayfa, Türkçe, Karton Kapak.
ISBN No: 9789756307298

18 Şubat 2009 Çarşamba

eski defterler


arada bir de olsa eski defterlerimi ajandalarımı karıştırırım. bazan çok ilginç gelen şeyler oluyor. Allah Allah diyor insan, yav ben bunuda mı yapmışım. yada yav bunu ne zaman yazmışım, niye yazmışım falan dediği oluyor insanın.
neler yokki;anılar,şiirler,ayetler,kişisel gelişim öğütleri, uyulmayan tavsiyeler. ve de okuduğum kitaplardan notlar, sayfa fişlemeleri. şu an bizi ilglendiren mevzu bu aslında. bazan düşünüyorum ne zaman bıraktım ben buna benzer şeyler yazmayı defterlere. hafızamı fazla zorlamama gerek yok sanırım. cevap: bilgisayarla daha içli dışlı olmaya başladığım zamanlar. zira defterlerin yerini bilgisayarlar almaya başladı zamanla. kalem tutmakla tuşlara dokunmak aynı hazzı vermiyor aslında. bir hevesle ve de daha fonksiyonel(çoğaltma,kopyalama,gerektiğinde baskı vs.) olmasına mahsuben böyle bir geçiş oldu. gerekli miydi? sanırım evet. lakin yeniye geçmekle birlikte eskide devam ettirilebilirdi belkide. bunu neden diyorum? bilgisayar dünyası bize bir çok kolaylıklar sağlıyor. kolaylık sağlıyor sağlamasına ama dijital ortamda var olan şeyler çok da kolay yok oluyor. bu yüzden defalarca hem kendime hem başkalarına sürekli telkinlerde bulunuyorum verilerinizi yedekleyin diye. ama veri o kadar hızlı artıyor ki sürekli yedeklemek, sürekli güncel tutmak icabediyor. benim gibi tembel birinin bunun üstesinden gelmesi zor. ve haliyle hesapta olmayan kayıplar oluyor. bir kaç kez benden kaynaklanmayan kayıplar yaşadım. ama onlar-her ne kadar yeri dolmayacak olsada-küçük çaplıydı. ama son kaybım tam bir felaketti.

ilginç bir olaylar dizisi nihayetinde oldu ama teferruatına girmek istemiyorum. evvelini atlarsak özetle şöyle oldu. öğle namazını kılmak için camiye gittim. sürekli gittiğim bir cami(hangisi olduğu önemli değil). kabanımı asmak için çantamı omuzumdan indirdim ve kabanımı astım. o sırada çantam da orda kaldı. ben de bir kaç metre önde namaza durdum. namaz kıldıktan sonra dönüp bir baktığımda çantam yerinde yoktu.acaba yanlış mı görüyorum diye bir kaç kez yüzümü başka taraflara çevirip tekrar baktım. bilincimi kontrol ettim vs vs. bir anlık panik içinde yapılan şeyler. acaba biri kendi çantasıyla karıştırıp yanlışlıkla alabilir mi diye düşündüm. telefonlarımdan biri de çantadaydı. hemen aradım. maalesef kendime söyleyemediğim şey gerçekleşmişti. "aradığınız kişiye şuan da ulaşılamıyor lüften sinyal sesinden sonra mesaj bırakın." bilmem ne bilmem ne. sağa koş, sola koş. oraya bak buraya bak, aval aval. olayın şokunu atlatana kadar zaten atı alan çoktan Üsküdarı geçmiş oluyor. ondan sonra düşünmeye başlıyorsun. o anki çaresizlik tarif edilemez. insanın aklına binbir türlü şey geliyor, neler neler. sonra git karakola polise bildir tutanak tuttur. bulunur mu? imkansız gibi bir şey. telefonların imei numaralarını bile değiştiriyorlar. nerden bulacaksın. hem kim onun peşine düşecek onca iş, onca vukuat onca dosya varken. ama yinede tutanak tutulması lazım zira çantada cüzdanım da vardı ve bütün kimlikler, kartlar. vs .vs.
bilgisayarın gittiği yetmiyormuş gibi harici hard diskte gitti. aman Allah'ım bu nasıl bir şeydi. birinin yedeği diğerinde. nasıl bir araya geldiyse bunlar? ziyadesiyle üzüldüm, yıkıldım. ama daha taksitleri bitmeyen dizüstü bilgisayarıma değil. içinde gidenlere. zira bilgisayar kullanmaya başladığım ilk günden itibaren tüm birikimim arşivim ne varsa o çantadaydı. müzikleri ve filmleri hiç saymayacağım. zira onlar zaten bana ait olan şeyler değildi.ama ders notlarım,telefon defterim, iyi kötü karaladığım yazılar, kendi çekimlerimden oluşan video ve ses kayıtlarım, bir çok özel verim vs. daha bir sürü şey ve en kötüsü koskocaman bir fotograf arşivim uçtu gitti.(50gb'tan daha fazla) öyle fotoğraflarım vardı ki gözüme bile güvenmediğim. vel hasılı kelam hepsi uçtu gitti ve onlar üzerine kurulan projelerimde.

şimdi eşten dosttan elde kalanları toplamaya çalışıyorum ama çok azını bulabilirim. zira bir çoğunu kimseye vermedim.

hal böyle işte dostlar. düşünüyorum da eski usulle devam etseydim. şimdi bu kadar üzülmeyecektim. yani mesela eskisi gibi analog(filmli) makinayla çekmeye devam etseydim fotoğraf arşivimi kaybetmezdim. gerçi o zaman arşivde o kadar büyük olmazdı.
yazdıklarımı eskisi gibi deftere yazsaydım onlarda gitmeyecekti. ama gitti işte. futbolcuların(derken daha çok kaybeden taraf) klişe bir sözü vardır: "lig uzun bir maraton artık önümüzdeki maçlara bakacağız." sanırım benim içinde öyle. artık tekrar biryerlerden başlayıp devam etmek, hem fotoğrafa hemde karalamaya. işte burda ne yapalım nasıl yapalım derken bloglama çıkıyor karşımıza. fotograf, yazı vesair bir çok içerik için bloglar kucağını açıyor. ister paylaş ister paylaşma ama blogla;yaz çiz çek yükle...

05 Şubat 2009 Perşembe

oku!


bu fotografı ben çekmedim(çekmek isterdim). kimin çektiğini de bilmiyorum ve nerde çekildiğini. genelde başkalarına ait şeyleri izinsiz ve kaynak belirtmeden kullanmamaya çalışırım. ama günümüzün şartlarında bu gittikçe zorlaşan bir şey. yani bazı şeyler ister istemez anonimleşiyor. gerçekte öyle değil ama bilginin dolaşım şekli ve biçimi bunu normalleştiriyor. misalen bu fotograf bana ulaşana kadar kimbilir nerelerden geçti. muhtemelen bir muhabir çekti ve bağlı bulunduğu ajansa verdi. ajans abonelerine gönderdi. medya kuruluşlarına verdi vs. vs. sanırım bende bir medya kuruluşunun internet sitesinden kopyalamıştım ama hangisi olduğunu hatırlamıyorum.
her neyse asıl bizimle ilgili olan fotografın içeriği. bilmiyorum bu fotografa bakıpta ne denir. cephede ki genç savaşçı herşeyi bir kenara bırakmış okuyor.
fotografın en sevdiğim taraflarından biri insanı merakta bırakması ve düşünmeye sevk etmesidir. şimdi bu genç savaşçının ne okuduğunu düşünüyorum. aklıma gelen ilk ihtimal kutsal metinlerin yeraldığı bir kutsal kitap olabileceği. savaşçının kendini kaptırmış ve huşu içindeki haline bakılırsa kuvvetle muhtemel olanda bu. ama başka ihtimaller de var. mesela kaybettiği bir arkadaşının yada başka birinin günlüğü de olabilir. bu fotografla tekrar karşılaşırsam daha fazla bilgi edinmeye çalışacağım.
okumak güzel şeydir. nerde olursa olsun vesselam...

21 Ocak 2009 Çarşamba

merhaba

bu blogda kitaplarla ilgili paylaşımlarım olacak, kendimce. okuduğum kitaplardan yada dikkatimi çeken okumak istediğim kitaplardan bahsedeceğim.........

online toplam